1
Nazım Muradov
Lefke Avrupa Üniversitesi / KKTC
TC Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Bakanlığı, Dersaadet Kültür Platformu,Dünya Kırım Türkleri Kültür ve İktisadi İşbirliği Derneği, İstanbul Üniversitesi, , KASEM (Kadim Stratejiler Encümeni Merkezi) ve TESAM’ın (Ekonomik Siyasal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi – Center for Economic Political and Strategic Researsh) 15-16 Mayıs 2015 tarihlerinde ortaklaşa düzenlediği ve ikinci ayağının da içinde bulunduğumuz yılın Eylül ayında Romanya’da düzenleneceği Devletlerarası Kırım, Sürgün ve İsmail Bey Gaspıralı Kongresi 15 Mayıs 2015 tarihinde Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi’nde başladı.
Kongrenin genç ve etkileyici bir sese sahip olan sunucusunun Kırım’la ilgili bir şiirle başlattığı etkinlikte ilk söz Dersaadet Kültür Platformu Başkanı Mehmet Kâmil Berse’ye verildi.
Sn. Berse’nin konuşmasının satır başları şöyleydi:
1) M. K. Berse, bayrak şairi Ârif Nihat Asya’nın “Biz küçük sesleriz” şirini okudu;
2) Gaspıralı’nın “Elinden ne geliyorsa onu yap!” sözlerini hatırlattı;
3) Beşinci yüzyıldan beri Kırım bir Türk yurdu idi, şimdi de vatanımızdır;
4) Şu anda Kırımlı Türkler için mutluluk kapısı sayılan Dersaadet’te – İstanbul’da buluşuyorsunuz... Biz böyle buluşmaları gerçekleştirmek için yardımlarımızı sürdüreceğiz;
5) Kırım, 26.200 km2 yüzölçümüne sahip ve 500 bin Tatar’ın yaşadığı vatan toprağıdır;
6) Kırım’ın en çok kahraman olan kadınları, en çok anne olanlarıdır (Sn. Berse, Bahçeraray’daki Gaspıralı Müzesi’nde şahit olduğu kadınlar etkinliğini anlatıyor);
7) 1944’te Kırım’daki mezar taşlarını denize döktüler;
8) Gaspıralı İsmail Bey’in 130 yıl önce söylediği sözler rehberimizdir ve bugün de geçerlidir;
9) Gaspıralı’ya göre üç mukaddes şey vardır – onlar da dil, din ve ilimdir;
10) Gaspıralı’nın söyledikleriyle birlikte onun aile babalığı da örnektir;
11) Sn. Berse, Muhibbî’nin (Kanunî Sultan Süleyman’ın) ünlü gazelinden şu örnekleri okudu:
Halk içinde mu'teber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet, cihanda bir nefes sıhhat gibi
Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdur,
Olmaya baht ü saadet dünyada vahdet gibi...
12) Gördüğünüz gibi Gaspıralı İsmail Bey de vahdet yani birlik vurgusu yapıyor;
13) Konuşmasını Türk edebiyatının seçkin dizeleriyle zenginleştiren Berse, Ziya Gökalp’in
Kırım, Kazan heder oldu
Tuna, Kafkas beter oldu
Türkistan'da neler oldu
İşitmedi kulağımız! dizeleriyle bölünmüşlüğün faciasını anlatmaya çalıştı ve
14) ‘Birliği ıskalarsak bizi paramparça ederler!’ dedi;
15) M. K. Berse büyük Türk bilgini, ünlü Kırım-Tatar aydını Prof. Bekir Sıdkı Çobanzade’den de söz etti ve onun
Ezan sesi biyaklarga kelalmay, (Ezan sesi bu taraflara gelemiyor)
Tatlı, tatlı yüregime tiyalmay... (Tatlı tatlı yüreğime değemiyor) dizelerini söyleyip Çobanzade’den naklen tarihimizi uzaklarda yaşayan bir Rum tarafından yazıldığını, adının da ‘Barbarlık Tarihi’ koyduğunu belirtti;
16) Sn. Berse 1944 sürgününde 200 bin Kırımlı soydaşımızı kaybettiğimizi söyledi;
17) K. Berse, sürgün sırasında Özbekistan’da yaşayan Kırım Türkü Sabira Recebova’nın Kırım Tatarları arasında dolaşıp onlara moral verdiğini, türküler derlediğini belirtti. Asırlık bir çınar olan Sabira Hanım’ın Kırım Türkleri için yapmış olduğu fedakârlıklardan söz eden M. Kâmil Hoca, Kırım’da onun türkülerini dinlemekten ,hikayesini öğrenmekten mutluluk duyduğunu bildirdi;
18) Müziğin, Kırım Tatarlarının hayatta kalma mücadelesindeki öneminden söz eden Berse, 1960’lı yıllarda bir besteci olan Şükri Osmanov’un (Şükri Tutkun) Kırım’a geldiğini, Aluşta’da karşılaştığı bir Kırım Türküne kendi bestesinden söz ettiğini ve bu besteye uygun güfte konusunda kendisinden yardım istemiş olduğunu bildirdi. Aluşta’daki Kırım Türkü de bu güfteyi yazarsa annesinin yazabileceğini demiş ve akşam annesinden bu konuda yardım istemiş. Annesi de şimdi diller ezberi olan
Aluşta’dan esken yelçik yüzüme urdu
Balalığım keçken evge köz yaşım tüşti
Men bu yerde yaşalmadım
Vatanıma asret oldum
Ey güzel Kırım... dizeleriyle başlayan ünlü şiiri yazarak Şükri Bey’e göndermiş. Yani bu türkü böylece ortaya çıkmıştı;
19) 18 Mayıs 1944 bir soykırımdır, Rusya’nın yaptığı bir soykırımdır;
20) Biz 18 Mayıs gününü her zaman için anacak ve yapanları lanetleyeceğiz...
Protokol konuşmalarından ikincisini AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Mehmet Muş yaptı:
1) Çok kıymetli hâzirûn (Bu etkinlik, ‘hâzirûn’ kelimesinin en çok kullanıldığı bir bilimsel kongre olması yönüyle dikkatimi çekti...);
2) İster Kırım, ister Bosna, ister Azerbaycan olsun, biz Türkiye Cumhuriyeti olarak her zaman onların yanındayız;
3) 18 Mayıs acısını bugün de hissediyor, yaşıyoruz;
4) 1944’te sürülenler Romanya, Sibirya, Özbekistan, Türkiye’ye geldiler (ben 1944’te Romanya ve Türkiye’ye giden Kırım Tatarı olduğunu bilmiyordum...);
5) Biz Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, Fikirde, İşte Birlik!” düsturundan aldığımız ilhamla zorlu günleri diyalogla atlatmayı temenni ediyor, sürgün sırasında şehit olanları rahmetle anıyoruz;
6) Tarihî gerçekleri manipüle edenler bizi herhangi bir soykırımla suçlayamazlar;
7) Sn. Muş, tarih ve hak vurgusu da yaparak bu kavramlar üzerinde durdu;
8) Atalarımız ‘Su akar, yatağını bulur’ demişlerdir. Tarihî gerçekler de eninde sonunda herkes tarafından bilinecektir;
9) Seçimlerden sonra böyle etkinlikler yapmak için daha fazla vaktimiz olacaktır.
Protokol konuşmalarından üçüncüsünü İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Arslan yaptı. A. Arslan’ın konuşmasının bazı satırbaşları şöyleydi:
1) Biz bu kongrenin organizatörleri olarak böyle bir bilimsel etkinlik yapmak isterken öncelikle neden Kırım ve Gaspıralı üzerinde durduğumuzu açıklamak istiyorum;
2) Öncelikle Gaspıralı İsmail Bey’in birçok anlamda keşfedilmemiş bir filosofumuz olduğunu bilmemiz gerekir;
3) Gaspıralı’yı ‘Yeni Dünya Düzeni’nde yeniden okumalı ve keşfetmeliyiz;
4) Bugün Kırım’da bir Rus işgali var – bunun yararlı mı, zararlı mı olacağı belli değil;
5) Gaspıralı diyor ki, önemli olan o topraklarda yaşamak, orayı terk etmemek, orada baki olmaktır;
6) Gaspıralı, dünyanın problemi haline getirilmeğe çalışılan İslamofobiya’ya karşı en önemli tespiti yapıyor ve İslam Birliği düşüncesini Mısır’da yaşayan Müslümanlar üzerinden yaygınlaştırmaya başlıyor;
7) Osmanlı devleti, Rusların Kırım’a dayanmasına kadar vahametin farkında değildi;
8) Bu meselenin ciddiyetini anlatabilmek için kırım konusunda daha ok kongreler yapılmalıdır;
9) İngiltere, Rusya’yı 1856 yılında Azak denizine hapsederek Karadeniz’den çıkarıyor...
Oturumlardan önceki son konuşmacı Prof. Dr. Mehmet Maksutoğlu idi. Konuşmasına “Bismillah’la başlayan Maksutoğlu, ana hatlarıyla şunları söyledi:
1) İslamiyeti hedef haline getiren güçler, Adriyatik’ten İran’a kadar Müslüman kalmayacağını söylüyorlar;
2) Düşmanın uyumadığı gerçeğini unutmamalıyız;
3) Kültür istilası askerî işgalden bin beterdir. Bu da gönüllü köleliktir;
4) Türkiye’de de bir kültür istilası vardır;
5) Ruslar Afganistan’ı işgal ettiklerinde Afkanları kültür istilasına uğrayıp “it otarsalardı” omuzlarına füze alıp atamazlardı;
6) ‘Osmanlı İmparatorluğu’ ifadesi çok yanlıştır, Osmanlı Devlet-i Âliyesi denmelidir. Bu devlet kendisiyle ilgili hiçbir zaman ‘İmparatorluk’ kelimesini kullanmamıştır. Güçlü olan tavrını da gösterir;
7) Bizler ‘Kasap Rıza’nın, ‘Banker Antonio’nun ağzı ile konuşamayız;
8) Biz büyük ve şanlı bir komutanlarımızdan olan Hayreddin Paşa’ya, onun kardeşi Oruç Reisimize – yabancıların dili ile ‘Barbarossa’ demiyor muyuz? Avrupalılar bu iki kardeşe kızıl sakallı olduklarından dolayı bu anlama gelen ‘Barbarossa’ diyorlar...
9) İşte biz kültür istilasına uğrayıp küçük boylu Napoleon’a ‘Büyük’ diyoruz, Hayrettin Paşa ve Oruç Reis’e ise ‘Barbarossa’ ...;
10) İnsanlarımıza düşmanlarımızın verdiği adlarla sesleniyoruz;
11) Eski Türkçemizde, XI. yy.da yazılmış lügatimiz olan Divanü Lugati’t-Türk’te “on bin” sayısını gösteren “tümen” kelimesi geçer, mesela ‘Nogay tümeni’. Fransızca ise ‘seksen’ yerine “quatre-vingts" yani "dört-yirmi", ‘doksan’ yerine “quatre-vingt-dix” yani “dört yirmi + on” diyorlar. Fransız çobanı seksen domuzunu sayamadığı zaman atalarımız on bini tek kelimeyle ifade ediyorlardı...;
12) “Fransızca bilmeyen eşektir”i kabullenirseniz kültür istilasına maruz kalırsınız:
13) Deşt-i Kıpçak’taki atalarımıza ‘Cuman’ diyorlardı, bu kelimenin de anlamı ‘ibrik’ti. Zira atalarımız abdest almak için atlarının boyunlarına su dolu deri ibrikler asıyorlardı. Daha sonra yerleşik hayat benimsenince abdest almak için musluk suyu kullanılırdı. Musluktan alınan suyun doldurulduğu kaba ise ‘Hanefiye’ denirdi;
14) Avrupalının medeni olduğunu söylemek mümkün mü?;
15) Avrupalıların müzelerinin zengin olduğunu söyleyenlere demeliyiz ki onlar, utanmadan hırsızlıklarını müzelerde sergiliyorlar...;
16) Gladyatörlerin kral ve halk huzurunda yaptıkları vahşetlere medenilik demek mümkün mü? (Prof. Maksutoğlu bazı el işaretlerinin günümüzde ne anlama geldiğini ve aslında ne olduğunu anlatıyor);
17) Winston Churchill’in Filistin’i Yahudilere satmak için kullandığı V işaretini – Filistinli Müslüman kardeşimiz zafer işareti olarak kullanıyor... İşte al sana kültür istilası...;
18) 1776’da bağımsızlığına kavuşan Amerika, kısa pantolonlu anonim şirket gibidir;
19) Yahudiler iki bin yıl sonra bağımsızlıklarına kavuştular;
20) Kırım’da yaşayan Müslüman Türk halkına “Kırım Tatarları” diyoruz halbuki ‘Tatar’ kelimesi yanlıştır;
21) Hiç sevmediğim “Diaspora” kelimesi de aynı şekilde yanlıştır;
22) Ben bir Eskişehirliyim, çocukluğumuzda Tatar çocukları sünnet olurken mavi renkli sünnetlik elbise giyiyorlardı. Ben yıllar sonra bu elbisenin neden mavi olduğunu anladım – meğer Tarak Tamgalı gök bayrak renginde imiş;
23) Tatarlar ve diğer Kıpçak Türkleri ‘keçe’ye ‘kiyiz’, ‘mavi’ye ‘kök’, ‘kardeş’e ‘ini’ diyorlar. Bu kelimelerin hepsi Göktürk Türkçesinde kullanılan kelimelerdir;
24) Göktürk döneminden günümüze tarihî şivelerimizin bir yadigârı olan Kırım Türkçesini unutmamak lazım;
25) Prof. Dr. M. Maksudoğlu bu bilimsel etkinliği düzenleyen tüm organizatörlere ve kendisini dinleyenlere teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.











0 yorum:
Yorum Gönder
Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi