BOZKIRIN EFENDİSİ
CENGİZ HAN ÜZERİNE
Başlığımızdan da anlaşılacağı gibi sizlere bu yazımda Ulu Moğol Hakanı Temuçin yani Cengiz Han’ı ve haleflerini konu edindim.Cengiz Han denilince akıllarımıza vahşi, kan dökücü ya da barbar bir insan gelmektedir. Ama bu kavramlar kime ve neye göre Cengiz Han’a verilmiştir. İlk önce Cengiz Han dönemini anlamak maksadıyla onun içinde bulunduğu yaşamdan bir iki örnek verelim. Şunu belirtmemiz gereklidir ki ; Temuçin adı geçen Cengiz Han’ın esas ismidir. 1206 Büyük Moğol kurultayında Temuçin ismi yerine Cengiz Han ismi daha yaygınlık kazanmıştır. Bildiğiniz üzere Temuçin Moğolların bir kabilesi olan Börçigin kabilesindendir. Babası ise Yesügey Bahadır’dır. Yesügey’in ölümünden sonra Temuçin adeta yalnızlıkla ve her insanın uyum sağlamakta zorluk çektiği sert bozkır şartlarında yaşamını kah kaçarak kah ise savaşarak idame ettirmiştir. Bu şartlarda büyüyen bir kişinin zalim ve kan dökücü olarak tarihi kaynaklara geçmesi gayet normaldir. İklim şartları hakikaten insanların gelişim sürecinde çok etkilidir. İbn-i Haldun gibi Arap tarihçileri iklimin insan hayatında ki önemine özellikle değinmişlerdir.
Cengiz Han bu ağır şartlar altında hayatta kalmış ve sonunda bütün Moğol kabilelerini bir araya toplayarak Büyük İskender’den sonra inanılması güç olan yaygın bir coğrafyada hüküm sürmüştür. Cengiz Han’ın devlet işlerinde ki en önemli yardımcılarının Uygur devlet adamlarından oluştuğunu bilmekteyiz. Hatta bazı tarihçiler Cengiz Han’ın devlet dilinin bile Uygurca olduğundan bahsetmektedirler. Yine bazı müverrihler Cengiz Han’ın Göktürkçe bildiğini de iddia etmişlerdir. Bozkırın en büyük hakanlarından olan Cengiz Han gerek ordusu, gerek devlet teşkilatı olarak Türklerin devamı olduğunu söylemek de bir sakınca görmüyorum. Şöyle iki Moğollar ve Türkler aynı coğrafyada yaşamışlar ve birbirlerinden fazlaca etkilenmişlerdir. Nasıl Farslar ve Türkler (Türkler içinde kastettiğim Oğuzlardır) etkilenmişler ve Selçukluların resmi dili Farsça olduysa aynı şekilde Moğol ve Türklerin birbirlerinden etkilenmeleri gayet normal bir vaziyettir. Hatta Cengiz Han’ın bu devletine biz Moğol- Türk devleti diyebiliriz. Kanıtlarımız bunu göstermektedir. Cengiz Han’ın 1277 yılında ki ölümünden sonra haleflerine büyük bir dünya devleti bırakmıştır. Cengiz Han’ın yerine oğlu Öğeday tahta geçmiştir. Ardından Cengiz’in torunu, Tuluy’un oğlu Hülagü tarafından İlhanlılar, aynı şekilde Cengiz’in torunu, Cuci’nin oğlu olan Batu Han tarafından ise Altınorda kurulmuştur. Cengiz’in imparatorluğunun son parçası olan Çağatay Devleti ise bilindiği gibi Cengiz’in oğlu Çağatay tarafından kuruldu.
Bu devletlerin egemenlik alanları geniştir. İlhanlıların Abbasi halifesi ve Anadolu Selçukluları ile giriştikleri mücadeleler ortadadır. Abaka Han Döneminde İlhanlıların Anadolu’da ki otoritesi tartışılamaz. Altınorda Devleti’nin faaliyetleri ise konumuzun son kısmını oluşturan Giraylar ve Kırım Hanlığı ile yakın temas içermektedir. Altınorda Devleti’nin tam manasıyla bir Türk-Moğol devleti olduğu su götürmez bir gerçektir. Berke Han’ın İslamiyeti kabulü ile bu teori resmen kanıtlanmıştır. Altınorda Devleti’nin halkı Türk fakat ordusu Moğol’dur. Zaman içinde Altınorda içinde yaşayan Moğollar Türkleşmiştir. Altınorda’nın Osmanlı Devleti ile de münasebetleri vardır. Hatta şöyle ki; Osmanlı Devleti padişahlarından olan I. Bayezit ile Ulu Altınorda hükümdarı Toktamış Han arasında Timur’a karşı bir ittifak bile oluşturulmuştur.
Kırım Hanları tama miyle Cengiz soyundan gelmektedirler. Bu kanıya varmamızın bir sebebi Kırım Hanlarının Cengiz yasalarına olan bağlılıkları ve bu yasaları uygulamalarıdır. Osmanlı kaynaklarında da Kırım Hanlarına Cuci ulusundan gelenler diye bahsedilmektedir. Bunun yanında Osmanlı kaynaklarında aynı şekilde Cengiz soyundan geldikleri zikredilmektedir.











0 yorum:
Yorum Gönder
Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi