ANLAYABİLSEYDİK

numan-celebi-cihan

ANLAYABİLSEYDİK 
Noman ÇELEBİ CİHAN

   Ben anlayamadığım zaman ezilirim, ruhumda çirkin bir ıstırap, bir küçüklük hisseder inlerim.
   Görmek, işitmek anlamak değildir; Gökleri, yıldızları, güneş ve kameri her gün görüyoruz, har, parlak, ve yüksek ziyalarını her gün hissediyoruz da, milyonlarca insanlar arasında, hemen hemen pek azımız bunların ne olduklarını anlayabiliyoruz.
   İsmail Bey de böyle, yüksek bir kainat idi. Onu da hepimiz işittik, onunda nur ile, irfan ile, feyiz ve faziletle hepimiz ziyalandık. Hatta bir çoklarımız görüştük ve konuştuk bile.. Lakin, bu ölmez şahsiyetin ne olduğunu anlaya bildik mi? Bu layetenahi fezanın ilmi, ebedi, içtimai tayinine muvaffak olduk mu?.. Hayır, biz O’nu anlayamadık ve anlayamazdık. Anlayamadığımız için de hatta O’nu hakiki bir muhabbetle sevemezdik.
   İsmail Bey de ilmi bir tarz ve usul ile tetkik edilmeli, evet, o , böyle yaşatılmalıydı. O, buna bihakkın layıktı. Bu son asır zarfında Tatar muhitinde hiçbir mefkure doğmamıştır ki, “Tercüman” ın veledi meşru olmasın, yahut onun terbiyei müşfik asile perverşiyap olmasın. Öyle mefkureler ki, az bir zaman zarfında cahil, fakir ve perişan Tatar milletine bir “vahdeti milliye”, milli bir mevcudiyet bahşediyor. Onlara yoksulluklarını, cehaletini ve zilletlerini itiraf ettiriyor.
   Evet, o, ideler, mefkureler fabrikası idi. En güzel müfit fikirleri keşif ve icad eder, sonra bu ihtira atı zihniyesini en muvafık bir zamanda şayanı hürmet bir cesareti medeniye ile milletinin nazarı istifadesine arz ederdi.
   İsmail Bey, Tatar hayatı içtimaiye sinde tecelli eden bir yıldırıma benzer: O, garbin beyaz ve gulguni ufuklarında teali eden medeniyet ve fazilet seha beleri ile şark muhitinde yükselen siyah bulutların tesadümünden husule gelen, bir şimşek idi; Çaktı, nuru ile karanlık ve korkunç Tatar muhitini tenvir ederek göründü ve söndü.
   Söndükten sonra onun neticesi hikemiye si olan raitler, gök gürültüleri derinden ,pek derinlerden maruf uğultularla henüz yeni yeni kulağıma gelmeye, işitilmeye başladılar. Pek az bir az zaman sonra dehşetli bir tarrakka ile patlamasını korka korka, lakin azim bir kat’iyetle bekliyorum ve diyorum: Anlasaydık, biz onu, hiç olmazsa o zaman , o mesut saniyelerde anlaya bilseydik.
   Oh.. O zaman biz de Onun gayei hayal iyesinde yaşayan hür, medeni, münevver ve mes’ut bir millet sırasına geçmiş olurduk. O zaman gür, hakiki ve samimi bir aşkla sevebilirdik. O zaman ona olan hürmetimizi taklidi değil, kalbi ve ruhi, heyecanlarla, endişelerle ve…ferveranlarla yaşatabilirdik…Anlayabilseydik… 

“Tercüman”, No:202, sene 1915

0 yorum:

Yorum Gönder

Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi