SINIRLARIN ARDINDAKİ VATAN KIRIM - 2 ( KIRIM'A GİRİŞ)

emre seven

SINIRLARIN ARDINDAKİ 
VATAN KIRIM - 2 
( KIRIM'A GİRİŞ)

 Bizi Herson'dan Akmescit'e ulaştıracak olan dolmuşların olduğu istasyona doğru yola çıkıyoruz.

 Taksinin camından küçük ama oldukça şirin Herson şehrinin güzelliğini, eski binaları incelerken yol üzerindeki bir panoda Putin'in devasa bir resmine rastlıyoruz. Elvina gülüyor. Ben şaşırıyorum. Daha sonra bana resmin üzerinde oldukça sert bir küfür yazılı olduğunu söylüyor.

 Minibüslerin olduğu istasyona varıyoruz uzun bir yolculuktan sonra. Taksiden inerken Rusça "spasiba" yerine Ukraynaca "dyakuyu" diyorum yol boyunca hiç konuşmayan ve yüz ifadesi hiç değişmeyen sert bakışlı şoföre. Gülümsüyor. Kendi dilini bir yabancıdan duymak ciddiyetini yumuşatıyor.

 Minibüse biniyoruz. İlhaktan sonra Kırım'a giden tren seferleri Ukrayna tarafından durdurulunca Akmescit - Herson , Herson - Akmescit arası ulaşımın özel minibüslerle sağlandığını söylüyor Elvina. Bir minibüs Herson'dan aldığı yolcuları Rus sınırına kadar getirip bırakıyor. Yolcular sınırı yaya olarak geçtikten sonra sınırın diğer tarafında bekleyen başka bir minibüs aynı yolcuları devralıp yola devam ediyor. Bu işlem için kişi başı 1500 ruble yani yaklaşık 75 TL alınıyor yolculardan.

 Minibüs hareket etmeden önce Kırım'da ikamet etmeyenlerin doldurması gereken birer kağıt dağıtıyor şoför. Bu kağıdı doldurup, Rus sınırından geçerken onaylatmamızı ve Kırım'da kaldığımız sürece yanımızdan ayırmamamızı söylüyor. Benim yerime dolduruyor Elvina. Şoför kağıtları kontrol ederken Elvina ile bir süre benim kağıdım hakkında yüksek bir ses tonuyla konuşuyorlar. Bu hararetli Rusça diyalogdan tek kelime anlamıyorum haliyle. Hararetin sebebini Elvina'ya soruyorum.

-Ne oldu?

-Senin ismini Latin değil Kiril alfabesiyle yazmamız gerekiyormuş. Sınırdan geçerken sorun olabilirmiş.

-İyi de benim ismimin Kirilcesi yok ki!

 Gülüyor Elvina. İsmimin kiril alfabesi ile nasıl yazılacağını düşünürken, formun üstünde isimlerin pasaportta geçtiği haliyle yazılması gerektiğini söyleyen bir talimat görünce ismim Latin haliyle kalıyor. Fakat Simferopol'ü kağıt üzerinde Симферополь gönlümüzde ise Aqmescit olarak düzeltiyoruz.

 Minibüs yola çıkıyor. Ukrayna bayrakları ile donatılmış ve Ukrayna renkleri ile boyanmış bir sürü yerden geçerken, bu durumun savaştan sonra başladığını Ukraynalıların bayraklarına ve renklerine daha çok sahip çıkmaya başladığını söylüyor Elvina. Ülkemi düşünüyorum. Al bayrağımızı özlüyorum inceden.

 Bir süre sonra minibüs şoförü Ukrayna sınırına vardığımızı söyleyip aracı park ediyor. Bavullarımızla birlikte araçtan iniyoruz. Sınır denilen şey arazinin ortasından geçen yola dizilmiş taşlardan, o taşların arasında ve arkasında bekleyen askerlerden ibaret. Bir kaç kilometre ötede ise Rus sınırı var. Savaş halindeki iki ülkenin sınır askerlerinin bu denli yakın birbirine. İlk kez bir ülkenin kara sınırından geçen biri olarak şaşırıyorum. Bir savaş filminde gibiyim.

 İnsanlar sınırdan pasaport kontrolü yapılan bölgeye beşerli gruplar halinde gönderildiği ve diğer grubun işlemleri bitmeden için geçişe izin verilmediği için bomboş arazide bekleme süremiz oldukça artıyor. Etrafta oturmak için herhangi bir şey bulunmuyor. Genci yaşlısı, hastası sağlamı herkes ayakta, diğer grubun işlemlerini halletmesini bekliyor. Havanın pek soğuk olmamasına ve ayakta durabilecek kadar dinlenmiş olduğuma seviniyorum. Bu sırada Kırımtatarca birkaç kelime duyuyoruz. Arkamızda bekleyen kalpaklı amcayı görünce konuşmadan gülümsüyoruz Elvina ile. Nihayet geçme sırası bize geliyor. Elinde ağır makinalı bir silah bulunan Ukraynalı asker pasaportumuzu gördükten sonra elimize birer kağıt vererek bizi pasaport kontrolü daha doğrusu çıkış kontrolü yapılan kulübeye yolluyor. Bu kez de orada sıra bekliyoruz. Pasaport kontrol kulübesinin camında sınırdan geçen bir kişiye son derece güler yüzlü bir bayan askerin yardımcı olduğu temsili bir fotoğraf var. Bizim görevli ise hiç de öyle dostça görünmüyor. Sıra bana gelince pasaportumu alıp camı kapatıyor. Bir süre sonra ise hiçbir şey söylemeden pasaportumu ve damgalı bir kağıdı bana uzatıyor. Pasaportuma çıkış damgası vuramayacağı için damga bir kağıda vuruluyor ve bu kağıt da Ukrayna sınır bölgesinin çıkışındaki askere teslim ediliyor. Böylece giriş yapan ve çıkış yapan kişi sayısının aynı olup olmadığını kontrol ediyorlar.

 Bizi sınırın dışında bekleyen minibüse binip bu kez Rus sınırına doğru ilerliyoruz. Ukraynalı askerlerin tavrı aklıma geldikçe geriliyorum. Rus askerlerinden daha da sert bir tavır bekliyorum nedense. Araba Ukrayna sınırına göre daha gelişmiş! görünen Rus sınırına gelince duruyor. Aracımıza binen sert bakışlı Rus asker pasaportlarımızı fotoğraf kontrolü yaparak ve tek bir söz söylemeden topluyor. Sıra bana gelince ise hiç beklemediğim bir tepki veriyor Rus asker.

- Merhaba!

 Minibüsteki bütün gözler birden bana dönüyor. Şaşırıyorum ve seviniyorum bu Türkçe karşılamaya. Ukraynalı taksicinin benim "dyakuyu" deyişime gülümseyişi aklıma geliyor.

 Pasaportlarımız toplandıktan ve götürüldükten sonra beklemeye başlıyoruz. Bir süre sonra Elvina birden dışarıdaki bir konuşmaya kulak kesilerek, "senden bahsediyorlar, asker seni sordu" diyor. Hemen peşine ise başka bir Rus askerin slav aksanlı seslenişini duyuyorum.

İĞEMRİE SİVİEN!

 Benim ismimin Kirilcesi bu oluyor demek ki! Elimi ilkokulda yoklama yapılırken "burda" diyen bir öğrenci gibi kaldırıyorum. Eliyle gel işareti yapıyor bana öğretmenim, pardon Rus asker. Elvina ile birlikte iniyoruz minibüsten. Minibüste bir gerginlik oluyor inceden, yol boyunca İngilizce konuşan ve tip itibari ile Rus ya da Ukraynalıya hiç benzemeyen turist ben, Rus asker tarafından çağrılınca. Otobüsten iner inmez asker bana soruyor:

-Gavariyiş pa Ruski?

-Niyet!

 Asker bu net! cevabımdan sonra direk benimle birlikte inen Elvina'ya bakıyor. Elvina askere yardımcı olacağını söyleyince askerle beraber yürümeye başlıyoruz. Barakaların arasında bir kulübeye giriyoruz. Beni çağıran askerden başka bir asker daha bulunuyor kulübede. Bir sandalye gösteriyorlar oturmam için. Tek sandalye olduğundan ötürü Elvina'ya onun oturmasını söylüyorum. Asker arada bana bakarak Elvina ile benim hakkımda kibar olduğunu düşündüğüm bir tarzla konuşmaya başlıyor. "Pripadavatil" , "Anglieski Yazıyık" kelimelerinden mesleğimi sorduğunu anlıyorum. Giriyorum muhabbete:

-Da! Ya Pripadavatil!

 Sonraki bir kaç kelimeden de üç aşağı beş yukarı anlıyorum ne konuştuklarını. Elvina'nın ne iş yaptığını, Türkçe bilip bilmediğini, Türkiye'ye gidip gitmediğini, nasıl tanıştığımızı aramızda hangi dili konuştuğumuzu sorduğunu anlamak hoşuma gidiyor da muhabbete katılmaya Rusçam yetmiyor! Bir askere bir Elvina'ya bakıyorum. Daha sonra anlamadığım bir cümle geçiyor diyalogda. Elvina askerin biletimin çıktısını görmek istediğini söylüyor. Son anda almayı akıl ettiğim çıktıyı askere uzatıyorum. İnceliyor. Her cevabın peşine bir iki saniye beklemesi hafif gergin bir atmosfer yaratsa da Elvina'nın yüzü gülünce rahatlıyorum. Sonra asker yüzüme bakarak bir şeyler söylüyor. Elvina "Rusya Federasyonuna gireceğimi, kuralları bilip bilmediğimi soruyor" diyor. Hafif geriliyorum. Soruyu tam anlamadığım için "pek değil" gibi anlamsız bir cevap veriyorum İngilizce olarak.

-Rusya Federasyonunda kaç gün vizesiz kalma hakkın var?

-30 gün.

 Elvina'nın Rusça tercümesi sayesinde ilettiğim bu net cevabımı başlarıyla sanki çok önemli bir soruyu cevaplamışım gibi "aferin" dercesine onaylıyorlar ve sorgu bitiyor. Deftere kaydımız alındıktan sonra kulübeden çıkıyoruz. Yolda evli olup olmadığımızı soruyor diğer asker. Elvina "henüz değil" deyince ikisi de gülüyor. Ben de gülümsüyorum. Anlamamdan değil rahatlamamdan geliyor bu gülümseyiş. Minibüse gelince minibüs şoförü her şey yolunda mı diye soruyor. Güzel Vatan Kırım'a girişime onay gelmesinin mutluluğuyla kalbimin derinliklerinden geliyor cevap:

 Vsyo haraşo emce... Vsyo haraşo... Haydi bas gaza gidelim, bitsin sınırında durduğumuz bu hasret ...

 Vatan Kırım meni kiyovunu bekley.. Davay!

(devam edecek)

0 yorum:

Yorum Gönder

Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi