SINIRLARIN ARDINDAKİ
VATAN KIRIM - 1 ( HERSON)
Havaalanındayım. Herson uçağını bekliyorum. Yanımda oturan teyzeler hararetli hararetli Rusça bir şeyler konuşurlarken bir kaç tanıdık kelime geliyor kulağıma. Rus değil de Kırım tatar olduklarını anlıyorum. İçten içe seviniyorum, hiç tanımadığım ve belki de hiç tanımayacağım insanların Kırım tatar oluşuna.
Uçağa biniş için sıraya geçiyoruz. Etrafımda Rusça ya da Ukraynaca konuşan sarışın bir topluluk var. Elimdeki Türk pasaportunu gören iki Türk yanıma geliyor.
-Herson'dan Kırım'a giriş çıkış sıkıntı oluyor mu Türkler için?
-Bilmiyorum ben de ilk kez gidiyorum.
Sonra az önceki teyzelere yöneltiyorlar soruyu. Pek anlaşamıyorlar önce. Sonra içlerinden birine sesleniyorlar içinde "Aliye" ve "Tatarski" geçen Rusça bir cümle ile. Bu hanım diğerlerine göre daha iyi Kırım tatarca biliyor sanırım. Son derece şirin bir şive ile giriş çıkışta sorun olmadığını, Herson'dan Akmescit'e "bir yarım" rubleye giden minibüsler olduğunu söylüyor.
Türklerden biri daha önce, İstanbul'dan direk Akmescit'e giden carter uçağıyla Kırım'a giriş yaptığını söylüyor. Bunun Ukrayna sınırından geçerken sorun olabileceğini, bir hafta önce bir arkadaşımın benzer bir sebeple Herson'dan Ukrayna'ya girişine izin verilmediğini bindiği uçakla İstanbul'a geri gönderildiğini üç yıl da Ukrayna'ya girişinin yasaklandığını söylüyorum. Biraz endişeleniyor. Yanındaki arkadaşı girişteki polise rüşvet vererek geçebileceklerini söylüyor yarı şaka yarı ciddi bir üslupla. Rüşvet vererek girmek istediklerini Ukraynalı sınır görevlisine Rusça anlatmak için Aliye hanımla, bavullarına yardım etmek koşuluyla anlaşıyorlar.
Uçağa biniş vakti geliyor. Heyecanlanıyorum. Elvina'yı arıyorum. O da beni Herson'da karşılamak için Rus ve Ukrayna sınırını geçtiğini tahminen aynı saatlerde havaalanında olacağımızı söylüyor. O sırada yanıma biri yanaşıyor.
-Delikanlı yine bekletiyorlar mı sınırda?
- Bilmiyorum ilk kez gidiyorum ben.
İnsanlar neden sürekli bana Kırım'la ilgili soru soruyorlar ki diye düşünüyorum. İnceden hoşuma da gidiyor bu durum. Uçağa geçiyoruz. Tipimden ötürü bu kez de turist muamelesi görüyorum kendi ülkemin uçağında kendi ülkemin hostesinden.
-What would you like to drink?
-Elma Suyu!
Türk olduğumu anlayınca gülümsüyor hostes. Yaklaşık 1 saat sonra Herson hava alanına iniyoruz. Kırım'ın ilhakından sonra faaliyete geçen minicik bir hava alanı burası. Günde sadece bir kere İstanbul-Herson , Herson - İstanbul seferi yapılıyor ve çoğunlukla Kırım'a ulaşım için tercih ediliyor.
Pasaport kontrolü yapılacak bölüme doğru ilerliyoruz. Elvina'nın kapının diğer tarafında olduğunu düşündükçe heyecanlanıyorum. İçim içime dar geliyor.
Az önce bahsettiğim iki Türk bir şekilde sıranın en önüne geçmeyi başarıyorlar. Sırada herhangi bir düzen olmadığı için bir sürü kişi "kaynak" yapınca ufak tefek Rusça tartışmalar çıkıyor. Sıranın en arkasında kalıyorum bu gibi durumlardan hiç hoşlanmadığım için.
O Rusça hengamenin arasında kulağıma yine Kırım tatar dilinin o hoş melodisi geliyor ara sıra. Mutlu oluyorum. Duvardaki Ukraynaca yazıları, daha doğrusu Kiril ile yazılmış yazıları okumaya çalışıyorum ilkokula yeni başlayan bir çocuk gibi.
Pasaport kontrol sırası bana geliyor. Nedense endişeli bir görünüme sahip Ukraynalı asker eliyle işaret ediyor bana.
-Davay!
Bu komuttan sonra bildiğim üç beş tane Rusça kelimeden birini ifraz ederek ve zoraki bir şekilde gülümseyerek geçiyorum pasaport görevlisinin karşısına.
-Zıdrasvuyte!
Herhangi bir cevap vermiyor görevli bana. Bozuluyorum. Acaba Rusça söyledim diye mi cevaplamıyor beni ? İyi de Ukraynacasını bilmiyorum ki bu sözün. Acaba hello mu deseydim?
Pasaportumu arada bir bana bakarak inceliyor görevli. Bana ziyaret sebebimi soracağı muhtemelen içinde "Paçimu" geçecek cümleyi bekliyorum. O Paçimu diyecek ben de Elvina ile pratiğini yaptığım "Patamuşta"lı cümlemi patlatacağım. Fakat yine tek kelime söylemeden mührü vurup pasaportumu bana uzatıyor. Resmen Ukrayna'dayım! Sorgusuz sualsiz!
Dedim ya ufacık bir havaalanı Herson. Bavul almak için başında beklenilen ve herhangi birinin bavulunu herhangi birinin almasına karşı herhangi bir önlem bulunmayan o meşhur dönen platform yok. Bir odaya toplanıyor bavullar. Oradan alıyorum bavulumu. Fakat çıkışa benzer bir kapı yok. Sıranın en sonunda ben olduğum için takip edeceğim kimse de yok. Ukraynalı diğer askere İngilizce olarak soruyorum nereden çıkacağımı. Yüzüme bakıyor.
-Şto?
Sorumu yarım yamalak Rusça kelimelerle anlatayım diyorum. Pasaport görevlisiyle konuşamadım bari burada konuşayım.
-Gdiye magu ...
Tıkanıp kalıyorum. Benim Rusçam burada bitiyor. Çıkmak ne demek? Niye başlıyorsun Emre bitiremeyeceğin cümleye bilmediğin bir dilde... Bari İngilizce sıvayayım diyorum.
-Gdiye magu EXIT?
Hafiften gülüyor asker muhteşem aksanıma. Cevabı diğer askerle aynı.
-Davay!
Ne faydalı kelime şu Davay! İlerliyorum elimde koca bavulum, yüreğimde ondan daha büyük hasretim. Kapıyı açıyorlar bana. İşte karşımda duruyor Elvinam herhangi bir dilin anlatamayacağı o sıcacık gülüşüyle... Hoş geldim. Hoş buldum. Hoş buluştuk...
(Devam Edecek)











0 yorum:
Yorum Gönder
Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi