MATEMİN ELAZIĞ DURAĞI

alparsan yalcin-kirim

MATEMİN ELAZIĞ DURAĞI

 Bu hafta bizim için matem haftamız 18 Mayıs idi.

 71. yılını matem ettiğimiz bu yıl geçen yıllardan farklı olarak Türkiye’nin birçok ilinde yapılan etkinlik, konferans ve panellerle daha geniş alanlarda duyulmasına vesile oldu.

 Özellikle ‘Kırım İçin Kalbinde Yak Bir Ateş’ etkinliği, en çok dikkat çeken etkinliğimiz oldu.

 Elazığ’da yaşayan bir Kırım Tatar Türk’ü olarak bende sessiz kalmadım ve Fırat Üniversitemizle beraber kendi ilimde ‘Kırım’ı Yaşamak ve Anlamak’ adında panel yaptık.

 Panelimize değer verdiğim, aynı zamanda gazetemiz köşe yazarı olan Ardahan Üniversitesinden Doç. Dr. Ranetta Gafarova hocam ile Çankırı Karatekin Üniversitesinden Doç. Dr. Sezai Karakoç hocam şehrimizi şereflendirdiler.

 Ranetta hocam 11 saatlik otobüs yolculuğu ile Elazığ’a bir gün öncesinden geldi ve şehrimizi beraber gezme fırsatımız oldu.

 Sabah konakladığı yere almaya gittiğimde neşeli, sevecen, sıcakkanlı hocam yeşil üniversitemizin parklarını bahçelerini dolaşmaya çıktığını gördüm. Gün boyu Elazığ’ın tarihi mekanları olan Harput’u ziyaret ederek, türbeleri, camileri, kaleleri ziyaret ettik.

 Papatyalar, gelincikler toplayıp, kalenin tepesinden şehre bakıp Kırım’ı konuştuk.

 Biz gençlerin içi acıyor ama Ranetta hocam gibilerin içlerinin yandığını o gün gördüm.

 Kaldırımlara, yollara, taşlara, ağaçlara bakıp ‘Bunlar Kırım’a benziyor’ dedikçe içimde Kırım sevgisinin kor olup yandığını hissettim, burnumun direği sızladı.

 Onca acıya rağmen bu insanın, yüzünden gülümsemesinin eksik olmaması beni daha da gururlandırıyordu.

 En güzel anlardan birisi de Ranetta hocamın evimize misafir olarak gelişi oldu.

 Düşünsenize dedeleriniz Kırım’dan çıkıp hiçbir Kırımlı’nın olmadığı bir memlekete geliyor ve yıllar sonra ilk defa bir Kırım Tatar’ı sizin evinizi ziyaret ediyor…

 Evimizde Tatarca’nın konuşulması, 80 yıllık, ninemden kalma kahve fincanlarıyla Türk kahvesi içmenin verdiği lezzet…

 Binlerce kilometre uzaklıkta ki iki farklı aile ama ev içerisindeki sohbet yan komşu gibi.

 Gururlanıyor insan işte ya mutlu oluyor, o anın bitmesini hiç istemiyorsun ya da diyorsun hadi kalkın binip Kırım’a gidelim, orada yaşayalım, orada beraber yemekler yapalım, orada beraber sohbetler edelim, beraber düğünler yapalım, beraber işte ya her şeyimizi BERABER yapalım…

 Derken saatler su gibi geçiyor, işte zaman kavramının göreceli olduğunu en iyi anladığımız anlardan birisi…

Sezai hocam panel günü akşama doğru geldiği pek fazla gezme fırsatımız olmadı. Ama Kırım Tatar’ı işte sevecen, sıcakkanlı ‘men senem’ diyen insanlar bunlar. 2 saatlik üçlü oturmamızda bile 40 yıllık dostlar gibi sohbet edebilen insanlarız biz KIRIM TATARLARI.

 Konferans saati gelip çatıyor ve sahneye çıkıyoruz moderatör olarak sağımda Sezai hocam, solumda Ranetta hocam.

 Kendimi o kadar güçlü hissediyorum ki, iki Tatar’ın arasında oturmak milli şuurumu nirvana ya ulaştırıyordu.

 Ranetta hocam sahneye çıkıp Kırım’ı anlattığı zaman herkes pür dikkat dinliyordu. Kırım sürgünüyle ilgili ‘Haytarma’ videosunu izledik. Film bitip ışıklar yandığında salondaki herkesin gözlerinde yaş, ellerinde mendil vardı. Ranetta hocam ise kaçıncı defa izlemesine rağmen o günleri o sahnede tekrar yaşıyordu.

 Sezai hocam ise Kırım dış politikasını o muhteşem bilgisiyle resmen zihinlerimize kazıdı.

 Anlattığı her konuya katılımcılar evet ve başlarıyla onaylamak şekliyle onaylıyordu.

 Yalnız Sezai hocamın tek anlaşamadığımız noktası ‘Et ile Rakı Tatar’ın Hakkı’ lafına istinaden rakı içmemesi normaldi de, et yememesi ilgincimize gitmişti.

 Bu insanları seviyorum çünkü başka birisi olsa 11 saatlik yolu hiçbir menfaat olmadan gelir miydi diye şüphe ederdi, bu insanları seviyorum çünkü havalimanından almaya gecikmeme rağmen ‘Alparslan ben gelirdim zahmet etme’ dedikleri için bu insanlar sevilir, değer verilir…

 Şu an bile özledim biliyor musunuz, biri kapımı çalsa men geldim Kırım’dan dese keşke diyorum keşke…

 Belki de Ankara’ya taşınmak istememdeki sebeplerden birisi de bu, hafta sonu bir kafede sohbet edebileceğim bir soydaşımla olabilme ihtimali.

 Siz Elazığ’da Kırım Tatar’ın az olduğunu düşünmeyin bir avuç değil, bir yumruğuz biz.

 Çıkarım meydana 18 Mayısta, gök renkli dilek fenerimi yakar uçururum, tek olduğumu düşünmem çünkü dünyada milyonlarca Kırım Tatar Türkleriyiz bizler.

 Türkiye’de ve Dünya’da yaşayan Türk kardeşlerim, Kırım senin hem din kardeşin, hem de soydaşın. İslam dini zekat da bile ilk akrabayı gözetirken, sende Dünya coğrafyasında ilk kendi soydaşını düşün.

 Sürgünün çocukları üzülmeyin, sürgünün torunları olarak bizler her daim bu davanın neferleri olacağız KIRIM’I UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ!

0 yorum:

Yorum Gönder

Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi