OSMANLI- KIRIM MÜNASEBETLERİ
Sayın okurlar geçen yazımda tarihimizi kısaca izah etmeye çalıştım fakat tarihin kısası olmaz diyerek her yazımda Kırım Hanlığı tarihinden bir parça ile siz değerli okurlarımızı bilgilendirirken düşündürmeye çalışacağım. Bu yazımda Kırım Hanlığı ile Osmanlı Devleti arasında vuku bulan münasebetlerin ilk dönemini ve bazı temel noktaları işlemek istedim.
Bildiğiniz üzere Kırım Hanlığı’nın kurulduğu senelerde ki tarihçiler tarafından 1441 ve 1444 tarihli iki görüş yer almaktadır. Ben kuruluş tarihini 1441 olarak alıyorum. 1441 senesinde Osmanlı Devleti tahtında Sultan II. Murat vardı. Kırım Hanlığı’ nın kurucusu bildiğiniz üzere I. Melek Hacı Giray’dır. İlk Han’ın izlediği siyaset Altınordu gibi büyük bir devletin mirasını toparlama siyaseti idi. Bunun için Tatar asilzadelerini yanına çekmesi gerekmekteydi. Hanlığın kuruluşu için en önemli iki unsur vardı; birincisi nüfus, ikincisi ise askerdi. Bu iki unsur her devletin teşekkülünde önemlidir. Melek Hacı Giray’ın Kırım Hanlığı’nın temelini çok sağlam oluşturamadığı halde hanlığın ayakta duramayacağını biliyordu. Bunun için müttefik bulmak çok önemliydi. Hacı Giray Han hanlığın nasıl kurulursa öyle devam edeceğini çok iyi bilen bir devlet adamıydı. Bunu 1441 yılından başlatıp Han olarak kaldığı süre zarfında görebiliyoruz. Kırım Hanlığı’nın ilk hanı kendisine müttefik olarak Polonya/ Litvanya Krallığı’nı seçmiştir. Sonrasında ticaret önemini kavrayan Hacı Giray Cenevizliler ile savaşıp onları yendi. Bu vesile ile Hacı Giray Han Cenevizlilere bir göz dağı vermiştir. Hacı Giray hakikaten hanlığın kuruluş aşamasında dikkate değer bir şahsiyettir. O kendinden sonraki Kırım Hanlarına örnek teşkil etmiştir. Kendinden sonra gelen hanlar onun öğretilerinden ve faaliyetlerinden etkilenmişlerdir. O bir bakıma yaptığı faaliyetleri ile kendinden sonraki hanlara yol göstermiştir. Oğulları arasında yani Hayder ve Mengli Giray arasında Hacı Giray’ın saltanatından sonra taht kavgaları ortaya çıkmıştır. İki hanzade arasında ki taht kavgalarında Cenevizliler Kırım Hanlığı’nın iç işlerine karışarak taht sahibini belirlemeye çalışmıştır. Sonraki yıllarda yaşanılacak olan Kefe’nin fethinin bir nedeni de budur. Cenevizliler Kırım Hanlığı’nın iç işlerine sık sık karışmaktaydılar. Fatih Sultan Mehmet bu bölgede ki ticaret merkezi olan Kefe’yi iyi tahlil edip, bu durumu göz önünde bulundurarak Osmanlı Devleti’ne bağlamıştır. Hacı Giray yaptığı faaliyetlerden dolayı Türk tarihinde görülen büyük devlet adamlarından birisidir. Oğlu Mengli Giray döneminde Osmanlı Devleti’nin Kırım’a girişiyle hanlığını daha da sağlamlaştırmıştır. Fatih Sultan Mehmed’ e Mengli Giray tarafından yazılan bir mektupta kardeşim diye hitap etmiş ve Cenevizlilerin limanlarına Osmanlı Devleti adına saldıran Yakup Bey’i şikayet etmiştir. Bu konuya ait bazı bilgileri bir Kırım Tatarı olan Sayın Halil İnalcık hocamızın ‘’Kırım’ın Osmanlı Tabiliğine Girmesi’’adlı makalesinden de edinebilirsiniz. Gördüğümüz üzere hanlık topraklarında durum tamamen karışık bir hal almıştır. Osmanlı Devleti tarafından Kırım’ın kıyı şeridine hakimiyet sağlandıktan sonra Kırım’a bir düzen gelmiştir. Osmanlı Devleti padişahı Sultan II. Mehmed Kırım’daki bu karışık hali görmüş ve 1475 yılında Kefe’yi egemenlik altına almak için zamanının geldiğini karar vererek Gedik Ahmet Paşa’yı Kırım sahiline yollamıştır ve başta Kefe olmak üzere sahil şeridini egemenlik altına almıştır. Osmanlı Devleti Kırım Hanlığı topraklarının tümünü egemenlik altına almamıştır. Osmanlı Devleti Kırım topraklarının sahil şeridini egemenlik altına almış ve Kefe şehrinde kendisine ait bir sancak oluşturmuştur. Bu sancaktan Kırım Hanlarını izlemiş ve kontrol etmiştir. Kırım vasıtasıyla da Osmanlı Devleti Kuzey Kafkasya bölgesini de kontrol altına almıştır. Ayrıca Kuzey ticareti açısından da çok önemli bir nokta olan Kefe’yi Sultan II. Mehmed çok iyi kavramıştır. Hem İstanbul’un güvenliği hem de Karadeniz’in tam bir Türk gölü olması için faaliyetlerini bu yönde sürdürmüş ve Kefe’yi bu yüzden egemenlik altına almıştır. Kırım Hanlığı yöneticileri Osmanlı Devleti olamadan ayakta durmanın zor olduğu biliyordu. Eminek Mirza isimli Kırım asilzadesinin mektubunda Osmanlı Devleti’nden Mengli Giray’ın han tayin edilmesi istenilmiştir. Bu açıdan Kırım’da sadece hanların sözü değil asilzadelerin sözü de çok önemlidir. Özellikle Argın, Barın, Kıpçak ve Şirin kabileleri olan bu dört kabileye Karaçi Beyleri denilmekteydi. Bu aristokrat boyları Kırım Hanlığı tarihinde çok önemli roller oynamışlardır. Hanlık politikalarında yaşanılan olaylarda ve yapılan faaliyetlerde bu aristokrat olan boylar etkili güç unsurları olmuşlardır. Bu kesimler Osmanlı Devleti ile de her daim iletişim halinde bulunmuşlardır. Hatta Osmanlı Devleti Kırım’ı kaybettiği zaman da Kırım’dan gelen bu aristokrat kesim Kırım’ın tekrar Osmanlı Devleti’ne bağlanması için çabalar göstermişlerdir. Osmanlı Devleti ile Kırım Hanlığı arasındaki bu bağlantı Kuzey ve Güney Türklüğü’nün bağlantısı diye de tanımlanabilir. Kırım Hanlığı’nın bu güç coğrafyada ayakta durabilmesi için ilk Kırım Hanı, Hanlığın kurucusu Hacı Giray’ın yaptığı gibi bir müttefik gerekliydi değişen şartlarda Kırım Hanlığı’nın yeni müttefiki Osmanlı Devleti olmuştur. İlk Osmanlı Kırım müşterek kuvvetleri Sultan II. Bayezit döneminde 1484 yılında düzenlenen Akkirman seferine katılmışlardır. Ayrıca Kırım Hanlığı’nın ordusu da Osmanlı Devleti tarafından düzenlenen Avusturya ve İran cephelerinde de büyük yararlılıklar göstermişlerdir. Osmanlı ordusunda yok olan akıncılar Kırım Hanlığı’nın ordusu tarafından akıncıların yerlerini almışlardır. Osmanlı Devlet tarafından Kanuni Sultan Süleyman’dan itibaren bir Kırım Hanı Balkanlar bölgesinde tutulmaktaydı, Osmanlı Devleti’nin söylevlerine karşı gelen Kırım Hanı ile Balkanlarda tutulan Han devlet politikaları doğrultusunda değiştirilmekteydi. Sözün kısası Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı’nı kötüleyen insanlar tamamen yanlış düşünmektedirler. Bu olayı anlamak için daha fazla okumak ve olayların köküne inmek gereklidir. Şuanda da Osmanlı Devleti’nin mirasçısı konumunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti ile Kırım Tatarları arasında bu kalan miras devam etmelidir. Her zaman Kuzey ve Güney Türkleri ortak düşmanlara karşı bir arada hareket etmelidir. Biz Kırım Tatarları olarak atalarımızdan kalan bu mirasa sahip çıkmalı, geçmişte yaşanılanlardan ders çıkarmalıyız.











0 yorum:
Yorum Gönder
Lütfen konuyla alakalı yorumlar yapın. Kırımın Sesi